Not Found

The requested URL /easd was not found on this server.

Ana Sayfa

Kimi konular hakkında kesinlikle daha fazla konuşmamız gerek!

Yerli ve yeni olan her şeye hayranlık besleyen birisiyim ben. Yerli filmler, çizgi romanlar, kitaplar vs. ne olursa edinmeye incelmeye ve anlamaya çalışırım. Bunun başlıca nedeni yerli yapımlarda; geçtiğim sokağı, konuştuğum dili, sevdiğim kadını, yediğim ekmeği, çektiğim acıyı görmem. Görerek bu eserler sayesinde kendimi daha iyi tanımam. Sizlere de bunu aşılamak istiyorum. Bu nedenle yerli yapımlara özellikle topluma ayna tutan yerli yapımlara değineceğim bundan sonraki yazılarımda.

Az çok sosyoloji ile ilgisi olan insanlar bilir ki toplumlar da bir organizma gibi daha doğrusu bir insan gibi işler. Peki insan nasıl işler? Yer, içer, sıçar, yeri gelir sevişir, uyur… ancak sevgili dostlarım bunları bizim köydeki Fiseyin Emminin ahırındaki koyunlar da yapıyor. İnsanı bundan öteye çıkaran şeyleri vardır. İnsan düşünür, hatırlar ve karar verir. Toplumlar da böyledir. Daha doğrusu böyle olması gerekir. Geçmişini hatırlamalı ve bunlardan ders çıkarmalıdır. Yeri gelince bir yara izine uzun uzun bakmalıdır. İşte Kaygı filmi unutmaya başladığımız bu yara izimizi(hangisi olduğunu söyleyemiyorum malesef) Berlin Film festivalinde yeniden gösterdi çünkü bunu hatırlamamız gerekirdi. Ben filmi yönetmeni Ceylan Özgün Özçelik ile birlikte izleme fırsatı buldum. Şimdi film hakkında izleme keyfini kaçırmayacak birkaç söz söyleyeceğim.

Hasret (Algı Eke) filmimizin ana karakteri. Bir televizyon kanalında kurgucu olarak çalışan Hasret hayatında kimi problemler yaşıyor. Travma sonrası Stres bozukluğu gösteren Hasret yıllar önce ailesini kaybettiği trafik kazasını araştırmaya başlıyor ve kimi zaman insanın belkide toplumun kendi gözlerine ve kulaklarına dahi güvenmemesi gerektiğini fark ediyor. Psikolojik Drama Gerilim katagorilerine atfedilen film sonlarına doğru gerilim giderek arttırıyor ve yüzleşme anında o ana kadar içimizde tuttuğumuz duyguları ortaya çıkarmamızı sağlıyor.

Işığı ve kamera açılarını 80lerin filmlerindeki gibi kullanan film bize o dönemin hala etkileyici olabildiğini açık bir şekilde gösterdi. Diyaloglu ve içe bakışın olduğu sahnelerde karakterleri genellikle omuz plandan görmemiz, filmle duygusal bağ kurmak istemeyen izleyiciyi dahi zamanla filmin içine çekmeye başardı. Tabi bu başarının bir diğer nedeni de arka plan sesinin öne çıkması ve yoğun rahatsız edici sesin izleyici etkisi altına alması. Kimi filmerde yarım saniyelik bir ses bile karakterin içinde bulunduğu duygusal duruma anlamımıza yeter ancak bu filmde yoğun bir arka plan sesi olması ve bu sesin kimi zaman çok fazla önce çıkması ana karakterin yoğun buhranını bize sunması için cesur bir hareketti. Bu şekilde arka plan sesini ve atmosferi ön plan çıkaran Kosmos filminde de olduğu gibi amaç bir karakter değil bir kitleyi anlatmak olduğu için bu yöntemi gayet başarılı buluyorum. Bu şekilde karakterin acısını, korkusunu, ‘Kaygı’sını paylaşmış olduğumuzu düşünüyorum.

Oyunculara değinecek olursak yan rollerde hatta figüran diyebileceğimiz konumlarda dahi daha önceden tanıdığımız isimleri görmek filmin gerçek bir amaç için yola çıktığını fark etmemizi sağladı.

Film hakkında posterinden objelerin kullanımına kadar sayfalarca yazabilirim ama hiçbiri filmi izlerken hissettiğim duyguları size anlatmaya yetmez. Toplumun kendisiyle yüzleşmesini birey üzerinden muhteşem şekilde anlatan filmi sizin izlemenizi yürekten tavsiye ediyorum.

Yazar Hakkında

2 kere gittim 3 kere geldim.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.